Şaka Değil, Almanya’da Av Etinde Çernobil Radyoaktifi!

Vildsvin_storAlmanya büyük bir ülke, Avrup’nın da bol avlı, avcılı, avcılığın büyük bir sektör olduğu mekan  olarak bilinir. Avdan elde edilen etler mönülerindeki en lezziz tadlardan.

Biz yemeyiz ama, yaban domuzu Almanların en çok sevdiği yediği, sattığı et. Buraya kadar herşey normal.

Almanya çok ani bir kararla (bazı eyaletlerinde) domuz etlerini restoran mönülerinden kaldırdı. Gerekçeleri ise, etlerde bulunan aşırı dozdaki radyoaktif kalıntılar!

İşin en vahim tarafı, bu kalıntıların Çernobil faciasından kalması!

Burada büyük bir anormallik var…

Belleklerimizi tazeleyecek olursak, Çernobil nükleer kazasının üzerinden neredeyse 30 yıl geçti. Bu trajedinin Karadeniz Bölgesini nasıl etkilediği de hatırlardadır, belki etkisi hâlâ sürüyordur.

Bunca yıldan sonra hala yaban hayvanlarında ortalama oranların üzerinde radyoaktif kalıntılar çıkıyor ve bu etler o gün bugündür insanlara servis edilmiş!

Domuzda olan karacada da olur. Almanya’da, yılda yaklaşık 1 milyon karaca avlanır deyip durmak gerekirse:

Yenilir yutulur bir lokma değil bu haber.

Çernobil kazası duyulur duyulmaz, Kuzey Avrupa’daki avcılar seferber oldu. Onbilrce insan, kendi insiyatifleri ile, tespit edilen, zehirli bulutların etkilediği bir kaç lokal bölgedeki hayvanları avlayıp, bütün av etleri kontrollere gönderildi.

Bu bölge bölge denendi. Eğer bir bölgede aşırı radyoaktif varsa, aktiviteler oraya kaydırıldı.

Avcılar işin peşin bir an olsun bırakmadı, bunun nemen bir seferberlik olduğunu defalarca örnekleri ile dile getirdik.

Öyle ki, aşırı derecede etkilenen, sahipli ren geyikleri avlanılıp topluca gömüldü. Bunla başa çıkmayı, sürü sahiplerinin yardımına koşmayı ancak avcılar becerebildi.

Nasıl toplasınlar yoksa, orman orman, bölge bölge, zehirli bulutların çok artık bıraktığı yerlerin 10 km ötesinde, bakıyorsunuz ölçümler normal. Bazı yerlerde bakıyorsunuz onlarca kilometrekarelik bölgenin hepsinde meralar çayırlar etkilenmiş!

Nerdeyse, Çoluk çocuğumuzun geçim derdini bırakıp “nöbetçi” avcılar gibi oradan oraya giderdik. Radyoaktif tecrübemiz mi vardı?…

Hangi güç çıkar bunun içinden?

Ama çocuklarımız bir şey biliyordu, Bizim eve radyoaktifli et girmez!!

Bunu bütün avcıların çocukları ve satın alıp afiyetle mideye indirenlerde biliyordu!

Avcılarıı kontrolü var. O kadar diyerek! Bu işlerin sahiden şakası yok…

İnsanların işini gücünü bırakıp seferber olmaları, avcısı, makamı, karşıtı herkeste saygınlık uyandırmıştı o zaman! Daha o sermayeyi tüketmiş değiliz…

Av zor bir zanaat, bunun, öldürmeyle, iyi atış yapmayla, koruyorum, sürdürebilir hayat şu bu demeyle alakası yok. Bunların hepsi işin birer boyutu.

Öyle ya, biz (avcılar) doğaya yakınız, yaprak kımıldsa biliriz, av etleri en doğal, en sağlıklı etlerdir diye argümanlar süreriz öne.

Dünyada camiayız, evrenseliz, tarihimizde, kültürümüzde bilmem ne deyip sözü uzatmaya gerek yok.

Böylece bu büyük ülke Almanya ve kalabalık avcıları sınıfta kaldı!

Sözün ve avın özü; felsefesi, kültürü, tarihi, farkları, sorumluluğu, ahlakı vb. hakkında yıllardır, ileri beri laf etmemize rağmen, bu mecra daha çok su götüreceğe benziyor.

Karadenizlilerin deyimi ile “ aha bu bize bir ders olsun”

Bu yazı A'nın gözüyle, Av kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.